Bu, dışarıdan dayatılan bir görev değil, başka bir insanın ihtiyaçlarına verdiğim yanıttır. "Kardeşimin bekçisiyim" diyebilmek, onun ruhsal esenliği için kendini sorumlu hissetmektir.
Fromm’a göre insanlığın en derin korkusu "ayrılık" (separateness) hissidir. Doğadan kopmuş ve bilinci olan bir varlık olarak insan, dünyada tek başına olduğunun farkına vardığında büyük bir kaygı duyar. Bu kaygıyı yenmek için tarih boyunca farklı yollar denenmiştir: erich fromm sevme sanati
Fromm’un kitabındaki en vurucu önermesi şudur: Sevgi, insanın pasif bir şekilde içine düştüğü bir şey değil, aktif olarak içinde olduğu bir eylemdir. İnsanlar genellikle "sevilmek" üzerine odaklanır; yani nasıl daha çekici, daha zengin veya daha popüler olabileceklerini düşünürler. Oysa Fromm, asıl meselenin "sevme kapasitesi" olduğunu söyler. Bu, dışarıdan dayatılan bir görev değil, başka bir
Erich Fromm, kapitalist toplum yapısının sevgiyi nasıl metalaştırdığını sert bir dille eleştirir. Modern insan, kendini bir "meta" (eşya) gibi görür. İlişkiler, "karşılıklı avantaj sağlayan bir alışveriş" haline gelmiştir. "Piyasa değeri" yüksek olanların birbirini bulduğu bir sistemde, sevginin yerini "ekip çalışması" ve "cinsel uyum" gibi teknik terimler almıştır. Fromm, bu yabancılaşmanın gerçek sevgiyi imkansız kıldığını savunur. Sonuç: Sevgi Bir Disiplin İşidir Doğadan kopmuş ve bilinci olan bir varlık olarak
Sanılanın aksine bencillik değildir. Fromm’a göre, kendini sevmeyen birinin başkasını sevmesi imkansızdır. İnsan sevgisi bölünemez; eğer birini gerçekten seviyorsanız, insanlığı ve kendinizi de seviyorsunuzdur.
Koşulsuzdur. Çocuğun hayatta kalmasını sağlayan "süt" ve yaşamın neşesini temsil eden "bal"ı sunar.
Sorumluluk duygusu kolayca sömürüye dönüşebilir. Saygı, bir insanı olduğu gibi görebilme ve onun kendi yolunda büyümesini isteme yeteneğidir. Onu kendime uydurmaya çalışmak değil, onun özgünlüğünü kabul etmektir.